6 Şubat 2013 Çarşamba

"Güzel olduğunuz kadar yeteneklisiniz de..."


Formalar öyle sıradan kumaş parçaları, numaralar da rastgele seçilmiş rakamlar değildir. Bazı formaların üzerine, sırtındaki numarayla işlenmiş olan kaderler vardır. Milan’da 3 numara Maldinilere aittir. Yeni bir Maldini gelene kadar o forma daima müzede bekler. Newcastle’da 9 numara Shearer’ındır. Dünyanın en iyi forveti dahi gelse, onun hatıraları yad edilmeye devam eder. Manchester United’da da “7” numara, Düşler Tiyatrosu’nun en güzel aktörlerine verilmiştir daima. George Best’in 50’li ve 60’lı yıllarda giydiği 7 numara önce rakip savunma oyuncularında, daha sonra da alımlı bayanların arasında dedikodu konusu olmuştu. Daha sonra Cantona, 7 numarayla birlikte İngiltere futboluna Fransız İhtilali’ni yaşatmış, bugün forma giyen tüm yabancı oyuncuların önünü açmıştır. Beckham’ın kaderi aslında çok önceden yazılmıştı. Onda Best’in yakışıklılığı, Cantona’nın karizması, ikisinden de hâllice bir yetenek vardı…

Aslında onun kaderi 7 numarayla sınırlı değildi. Ailesi koyu Manchester United  taraftarı, annesi de bir kuafördü. Üstüne üstlük Beckham’ın gönlünde hep futbolculuk yatıyordu. Onun hayatını özetlerken kullanılabilecek 3-5 kelimenin tamamı, çocukluğunda işte böyle saklanmıştı. Bir çok kez 355 kilometrelik yolu devirip seyrettiği Manchester’ın kapısından girme vakti gelmiştir artık. Beckham, Tottenham ve Brimsdown’da geçirdiği alt yapı kariyerini sonlandırmak adına Manchester United alt yapısına kaydolur. Burada alt yapının çehresini değiştiren Sir Alex Ferguson’ın ellerinde parlaması zaten çok da uzun sürmez. Alt yapıda geçirdiği 2 yılın ardından Beckham, 1993 yılında Ferguson tarafından A takıma alınır. Düşler Tiyatrosu, yıllar boyunca izledikleri en güzel oyun olan “7” Numara’nın sıradaki perdesini izlemeye hazırdır…

Oyunun sıradaki perdesinin ilk yılları heyecan verici başlar. Önce FA Gençler Kupası’nı kazanan Beckham, kendisine verilen şansı iyi kullanır. Şampiyonlar Ligi’ndeki ilk maçında rakip Galatasaray ağlarına golünü bırakarak belki de Ferguson’ın doğru olan hamleyi yapmasına zemin hazırlamıştır. Çünkü, bir futbolcu için kötü gibi görülebilecek imzalar, bir antrenör için geleceğin temennisidir. Preston’a “pişmesi” için kiralık gönderilen Beckham, burada sadece 5 maça çıkıp, 2 gol atar. Lâkin gollerden biri direkt olarak kornerden ağlarla buluşmuştur! Şu George Best’ten gülüşünü, Cantona’dan bakışını alan çocuk; bir de “konserve kutusu açacak” sağ ayağa sahiptir. Yeşilçam’a nazire edercesine bu çocuk “güzel olduğu kadar yeteneklidir de…”

Beckham’ın buradaki ilk “tam” sezonu, Manchester için hayal kırıklığı niteliğindedir. 1989’dan bu yana kupasız geçilen ilk sezon, tam da bu yıla denk gelir. O, sezon boyunca sadece 4 maça çıkarken Manchester şampiyonluğu tek puanla Blackburn’e bırakır, FA Cup finali de kupasız geçilir. Fakat onun şansı, onu kulübede beklemektedir aslında… 86’daki imzasından sonra Manchester’da alt yapıya kendine has bir düzen getiren Ferguson’ın, 90’ların başında “Fergie’nin Bebekleri” (Aslı: Fergie’s Fledglins) olarak anılan ürünlerinden biri de Beckham olur. 1994-95’ sezonundan itibaren “Bebekler” Cantona’nın önderliğinde sezon sonunu dubleyle tamamlar. Daha da önemlisi Beckham ile Cantona arasındaki iş birliği, sezon sonunda bir devir teslim töreniyle son bulur. Cantona, 7’ye veda ederken Manchester United için 7’nin varisi Beckham’dır. Düşler Tiyatrosu için 7 Oyunu’nu Ferguson’ın metninden dinleyip, Beckham’ın sağ ayağından izlemek tartışılmaz harika bir zamandır.


Şöhret, karizma ve Victoria… = Elbette Real Madrid!
Beckham, Manchester’ın efsanevi “üçlemesinde” baş rolü oynarken, Manchester; EPL, FA Cup ve Şampiyonlar Ligi’ni kazanmış, onun şöhreti de yavaş yavaş artmıştı. Onun göz kamaştırıcı görünüşü, İngiliz basının odak noktası haline gelmişti artık. Dahası, bu gittikçe artan ilgi beraberinde dikkat dağınıklığını da getirmişti... Beckham, İngiltere’de magazin sayfalarını Spice Girls ile birlikte domine etmiş, ardından da Victoria Adams ile ilişkisi başlamıştı. Ondaki disiplinsizlik, yerini daha da büyüyerek Fergie ile ikili problemlere bırakıyordu. Önceden yazılmış kaderinin en belirgin yol ayrımı da işte bu şekilde gelir. Yıllar sonra Fergie, o yılları şöyle özetler: “O Victoria ile evlenene kadar futbolu adına hiçbir sorun yoktu… O büyük bir ünlü oldu, futbol ise onun hayatında küçücük…”  Şöhret, karizma ve Victoria üçlüsü, Galaktik projesiyle birleşiyordu... Beckham’ı özel yapan her şey, Real Madrid’in kulüp mottosuydu!

Florentino Perez’in kafasındaki Galaktik projesi, A’dan Z’ye Beckham’ı tanımlıyordu. Burada geçireceği yıllar, endüstriyel futbolun bir futbolcuyu nasıl reklam değerine dönüştüreceğinin en güçlü örneğiydi. Adidas ve Madrid’in yanında onun bu Allah vergisi karizmasından yararlanan Dolce&Gabbana gibi birçok moda devi, onu büyük bütçeli reklamlarında kullanmaktaydı. Gerçekten de seçtiği yollar ve ona sunulan fırsatlar, bir Yeşilçam senaryosundan farksızdı. Yetenekli olduğu aşikârdı ama burada geçirdiği 4 yılın bilançosunda konuşulan şey futbol olmayacaktı… Üstelik bu şöhret, buradan ayrılırken dibe vuran Galaktik projesine rağmen hâlâ onun yeteneğinden şüphe duyurmayacak kadar büyüyecekti…

Galaktik projesi, Madrid’de ilk dönemlerde şehrin aristokrat havasını tümüyle pohpohlayan bir kimliğe büründü. Zidane, Ronaldo, Figo, Beckham gibi yıldızlar kağıt üzerinde MARVEL’ın “Yenilmezler’ini” andıran bir kadro oluşturmuştu. Lâkin bu kadar şişkin egonun yanında kupasız geçen sezonu, sezondan saymayan Madrid taraftarı müthiş bir baskı unsuruydu. Nitekim harcanan milyonlara rağmen başarı gelmedi. Üstelik Perez yönetiminin ardından Calderon yönetiminin içinde de kırılmalar başlamıştı buna bir de devletten eklenen baskı çökertici bir hâle getirmişti durumu. Çünkü hâl-i hazırda Madrid, İspanya için en önemli turizm faktörüydü ve Madrid’in başarısızlığı ülke çapında sayılıyordu. Başkan Calderon onun için: “O Hollywood’a bir film yıldızı olmaya gidiyor. Mali yapımız onun sözleşmesini devam ettirmeye müsait değil.”  Diyordu. Beckham’ın kanıtlayacak bir şeyi yoktu zaten. Manchester’da yeteneklerinden, Madrid’de de karizmasından şüphe ettirmeyecek kadar iyiydi. Sırada Amerikan rüyasını gerçekleştirmek vardı… Evde bekleyen kızgın bir Victoria’yı kim isterdi ki?


Bavulunu hazırla Victoria, Amerika’ya gidiyoruz!
Los Angeles’a attığı ilk adımda Calderon’a cevabını verecekti önce: “Buraya bir yıldız olmaya gelmedim. Buraya bir takımın parçası olmaya, çok çalışmaya, bir şeyler kazanmaya ve Amerika’da futbolu en popüler spor hâline getirmeye geldim.” Gerçekten de öyle olacaktı. Beckham, Madrid’de yaşadıkları ne olursa olsun Fergie’nin elinden çıkmış bir futbolcuydu. Bir reklam unsuru olması, asıl işini yapmamasını gerektirmezdi. Herkesten beklenenin aksine onun buradaki performansı gerçekten de bir ülkede sporun kaderini değiştirebilecek cinsten olacaktı. Buraya geldikten sonra titizlikle sürdürdüğü idmanların yanına yavaş yavaş elini ayağını çektiği reklamlar ekleniyordu. Los Angeles’ı gidip görmek için artık güzel bir sebep daha vardı!

London Donovan ile birlikte Los Angeles Galaxy’nin kaderini değiştiriyordu Beckham. Takım tamamıyla dolu tribünlere oynuyor üstüne üstlük kazanıyordu da. Beckham’ın attığı her jeneriklik gol Amerika’dan dünyanın tüm kıtalarına dağılıyor, MLS’de böylece popüler bir unsur oluyordu. Dahası, Amerikan hükümetinin futbola bakış açısı da tamamen değişmişti. Beckham, gerçekten de geldiği gün verdiği tüm sözlerin arkasında duruyordu. Takım içi dengeleri bozacağı düşünülürken tüm takım arkadaşları onun varlığından hoşnuttu artık. Gerçekten de çalışıyordu. Dahası LA Galaxy’e konferans şampiyonlukları getirmiş ve halkın ilgi odağını yavaşça futbola çekmişti. Milan’a 2 kez yarım sezon kiralık gittiğinde, onda hâlâ bir şeyler olduğunu da kanıtlamıştı üstelik. Burada geçirdiği kısa dönem, kariyerinin belki de en güzel yıllarıydı. Burada bir Amerikan gencine seçeceği mesleği düşünürken “yeşil sahayı” da düşünmesine yetecek kadar şey yapmıştı…

Beckham’ı özetlemek için artık karizma, yetenek ve şöhret üçlüsü yeterli olmuyordu. O, gerçekten de “Ferguson’ın bebeğiydi”… Onu anlamak için, onu dinlemek gerekirdi aslında. Ama böylesine bir şöhret, ona çok az söz hakkı veriyordu.Beckham, kariyerinde son kez konuşacaktı Paris’te … PSG müthiş bir sosyo-ekonomik hamleyle onu kadrosuna katarken, bir kez daha herkes onun para için burada olduğunu düşünmüş, bir kez daha “basın yalan yazmıştı”… Beckham, Paris’e iner inmez kendisi arkasından konuşulanlara yine en güzel cevabı verdi: “Paris’te kazanacağım tüm parayı yardıma muhtaç çocuklar için harcayacağım…”


“Güzel olduğunuzdan çok daha güzelsiniz Beckham…” 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder